|
Ankara Antlaşması hükümleri
içinde sancak dahilindeki okullarda Türkçe'nin okutulması,
Arapça'nın yanında Türkçe'nin de resmi mahiyette bir dil olması,
Türk kültürünün yayılması, sancak bayrağının Türk bayrağına
benzer bir bayrak olması gibi maddeler bulunmasına rağmen
Fransızlar bu maddeleri hiçbir zaman uygulamadılar. Özellikle
eğitim ve sağlık hizmetlerinde, Hıristiyan nüfusu, Türk nüfusa
yeğ tutan bir davranış içine girdiler. Bu tutum, sancakta
yaşayan farklı etnik grupların, farklı dili konuşanların ve
farklı siyasi akımlara mensup olanların çatıştığı karışık bir
ortam yarattı.
Fransızların,, İskenderun
Sancağından çekilmemeleri ve sancak içindeki Türk nüfusa karşı
davranışlarındaki eşitsizlik üzerine tekrar faaliyete geçen
direniş örgütü, merkezi Adana'da olan, Tayfur Ata Bey (Sökmen)
başkanlığında, İskenderun ve Havalisi Müdafaa-ı Hukuk
Cemiyeti'ni kurarak, Ankara ile ilişkilerini devam ettirdiler ve
bir heyet halinde Ankara'ya giderek, Mustafa Kemal'den bölge
ile ilgilenmesini istediler.
1922'de Fransızlar tarafından
Suriye Devletleri Federasyonu kuruldu ve İskenderun Sancağı,
Federasyona bağlı olan Haleb Devleti içinde yer aldı. Ülkenin
bağımsızlığını ve bütünlüğünü garanti altına alan ve yeni
Türkiye Devleti'nin sınırlarını çizen Lozan Antlaşmasında esaslı
bir şekilde ele alınmayan ve bu nedenle yöre halkının
umutsuzluğa sevk eden Hatay Meselesi, Atatürk'ün 15 Mart 1923
günü Adana'da yaptığı konuşmada, "... kırk asırlık Türk yurdu
düşman elinde esir kalamaz" sözü ile yeni bir dinamizm kazandı
ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin gündemine ciddi olarak
girdi.
Gelişen olaylar karşısında
bölgede yaşayan diğer etnik gruplara karşı da örgütlenme
ihtiyacı duyan Türk nüfus, Türkiye ile birleşme temasını işleyen
Altın-Özü isimli bir gazete ile faaliyeti çok kısa süren Antakya
Halk Fıkrası adlı bir de parti kurdular.
Bölgedeki huzursuzlukların
Milletler Cemiyeti'nde yaptığı etkiler sonucu 1926 yılında
Fransızlar, İskenderun'da bir hükümet kurulması teklifini
gündeme getirdiler. Teklife göre, Beyrut'taki yüksek komiserliğe
bağlı olarak çalışacak bu hükümetin kendi anayasası, kendi
meclisi ve seçilmiş bir başkanı bulunacaktı. Hükümet merkezi
olarak İskenderun öngörülmekteydi. Bu hükümetin teşkili amacıyla
yapılan seçimler sonucunda, Arapların çoğunlukta olduğu bir
meclis oluştu. Başkanlığına da Ahmet Türkmen'in adaylığına
karşılık, İskenderun Sancağında Fransız olağanüstü komiserinin
delegeliğini yapan H. Duriex'in getirildiği Bağımsız İskenderun
hükümeti, gördüğü tepkiler karşısında kısa bir süre sonra
ismini, Kuzey Suriye Hükümeti olarak değiştirme kararı aldı.
Anayasaları gereği sancağın
bağımsızlığı için yemin etmiş olan Kuzey Suriye Meclisi
milletvekilleri bu karardan dört gün sonra, Şam'daki Merkezi
Suriye Hükümeti'ne bağlanma kararı aldı.
Ortaya çıkan bu yeni durum
üzerine Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetiminin sona
ereceği 1935 yılından sonra, İskenderun Sancağının geleceğini,
Türk nüfusun çıkarlarına uygun bir neticeye ulaştırmak amacında
olan Türkler, Fransızların engelleme gayretlerine rağmen
hedeflerine ulaşmak için yoğun bir propaganda faaliyetine
girdiler.
Bu faaliyet içinde, özellikle anavatanda
gerçekleştirilmiş olan Atatürk ilke ve inkılapları örnek alındı.
Örneğin, Latin harflerini öğreten kurslar açıldı, fes yerine
şapka giyilmeye başlandı ve herhangi bir faaliyet
gösteremeyerek, sembolik bir kuruluş halinde kalan Halk Partisi
kuruldu. Türk nüfusun yaptığı bu gayretli ve ısrarlı çalışmalar
meyvelerini verdi ve bir süre sonra Fransızlar, İskenderun
Sancağında Türk hakimiyeti kavramına sıcak bakmaya başladılar. |